Büyüklük

Ruhların Dirilişi

Kanun dediğimiz, esbâp dâiresi içinde âdiyâttan kabûl ettiğimiz şeylerdir. Aslında, bir başka zâviyeden kanunlar da birer harikadır.

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), böyle âdiyâttan görünen kanunlar çerçevesinde dünyayı teşrif buyurmuşlardır. Yani, anne-baba bir araya gelince telkih olur ve embriyolojik oluşum başlar. İşte, Efendimizin tekevvünü bu kanunlar çerçevesindedir. Seyyidinâ Hz. Mesih'in durumu ise böyle değildir. O, bir nefha-i İlâhî'dir onda metafizik, fiziğin önünde olup, melekût mülke galebe çalmıştır.

Maamâfih, diğer annelerde olduğu gibi, Hz. Meryem'de de embriyolojik safhalar söz konusudur. O da hâmile kalır, karnı büyür ve doğum sancıları gelince, bir kenar semtte su arkının bulunduğu bir hurma ağacının yanına gider ve hamlini vaz'eder. Ancak, bu hâmile kalış ve embriyolojik vetirenin başlaması nasıl olmuştur? İşte bunlar, âdetâ birer sır paketi gibidir. Hz. Meryem, karşısında Cebrâil midir, yoksa zaman üstü husûsiyetiyle Hz. Rûh-u Seyyidü'l-En'âm'ın cevher-i hayatı mıdır da ona temessül etmiş, o da bu rûhu görünce, heyecan -tabii bedene ve cismâniyete âit olmayan bir heyecan- duymuştur. İşte bütün bunlar bizi aşan ve 'Kudret' dâiresinde cereyan eden şeylerdir.

Evet, Hz. Meryem bir iffet âbidesidir, onun cismânî bir heyecan duyması şöyle dursun, o en derin bir iffet hissiyle şahlanıp, karşısında temessül eden rûha, 'senden Allah'a sığınırım' demiştir. Öyleyse burada çok ciddî bir mücerrediyet vardır

yani, bu meseleyi esbâb dâiresi içinde ve 'tenâsüb-ü illiyet' prensibiyle izah etmek mümkün değildir. Mes'elenin ikinci yanı, âhir zamanda Hz. Mesih Mehdi'ye iktidâ edecek ve saflaşan Hıristiyanlık, saflaşması ölçüsünde (iradî ya da gayr-i iradî) Muhammedî rûhla aynı kaderi paylaşacaktır ki bu da mebde'deki bu sır ve rûhâniliğin bir uzantısı olsa gerek.

Ayrıca, Hz. Mesih'in değişik husûsiyetleri vardır. Efendimiz, gerçi 'âlemler için rahmettir'

fakat, O'nda hikmet de hâkimdir ve her şey dengelidir. Hz. Mesih'te ise, ilk bakışta dengesiz gibi görünen, fakat esâsen Benî İsrail maddeciliğini ve dolayısıyla da Yahudi merhametsizliğini dengeleyen bir rahmet ve şefkat vardır. Öyleyse, âhir zamanda Muhammedî rûhu temsille ihyâ vazifesini görecek olanlar, aynı zamanda Hz. Mesih gibi şefkat ve merhamet insanı da olmalıdırlar. Çok defa karşılaştığımız gibi bugün, temelde rahmet ve şefkatle alâkaları olmadıkları halde, birtakım masonik gruplar hümanizmden bahsediyor, hatta öldürürken bile 'şefkat' diyor ve 'merhamet'ten dem vuruyorlar. Herhalde bu husus âhir zamanda daha bir önem arz edecek.. öyle ise, insanlığa gerçek şefkat, mürüvvet ve merhameti gösterme bakımından da bizim bir kısım sorumluluklarımızın olduğu kanaatindeyim. Zira Muhammedî dengeleme içinde, Mehdiyet-imâmet-teşrî'-icrâ Muhammedî rûha âit olsa da, şefkat ve merhamette âdetâ Mesîhiyet rûhunun temsil edilmesi gibi bir durum söz konusudur ki, günümüzdeki modern maddecilik böyle engin bir Mesihî şefkat ve merhametle dengelenebilsin...

Mesîhiyet'in bir diğer yanı da nasihattır. Aslında, Hz. Mesih'in bir adı da 'Nâsih'tir. Bu itibarla da denebilir ki, bir zaman gelecek, bu hususta da Hz. Mesih'i temsil eden büyük nâsihler yetişecek.. ve bunlar, camilerde yeni bir va'z u nasihat sistemiyle, çağın idrak ve şuuruna göre, Kur'ânî ve kevnî ilimleri, cami kürsülerine taşıyacak, ma'bedleri kendi husûsiyetlerinin yanında, birer mektep, birer medrese haline getirerek Hz. Bediüzzaman'ın nüvelerini attığı o büyük terkibi, Kur'ân-ı Kerîm'in 'sehl-i mümtenî' üslubuyla her seviyedeki insana anlatacaklardır.

Mesihî rûhun bir başka yanı da, onda kozalite'nin, yani sebep-netice münasebetinin aşılmış olmasıdır. Yani vazife ve hizmetlerde esbap-üstü olma gibi bir hususiyetin varlığıdır. Bunu şimdiye kadar çok arz etmişimdir. Cenâb-ı Hakk'ın, bugünkü mürşitleri muvaffak kılıp, inâyetiyle yürüttüğü hizmetlerinde, 'illetler'le 'ma'lüller'i, 'sebepler'le 'neticeler'i, 'mebde'' ile 'müntehâ'yı tenâsüb-ü illiyet, yani sebep-netice uygunluğu prensibine göre izah etmemiz mümkün değildir.

Meselâ, bugün dünyaya açılmanız, matematiğe göre milyarları aşan ihtimal hesaplarıyla bile izah edilemez. En az on ihtimal aynı anda zuhûr ediyor ve buna göre siz dünyaya açılıyorsunuz. Bunun apaçık bir inâyet olduğu ortadadır. 'Biz inâyet altındayız' diyen Zat da, esâsen bunu ifade etmek istemiştir. Yunus'un ifadeleri içinde,

'Bir serçe bir kartalı
Kaldırıp vurdu yere

Yalan değil, doğrudur
Ben de gördüm tozunu.'

Öyleyse, bir defa daha hatırlamalıyız ki, bizim mesleğimiz acz, fakr, şükür ve şevk mesleğidir:

Der tarîk-ı acz-mendî lâzım âmed çar-çiz:
Acz-i mutlak, fakr-ı mutlak, şükr-ü mutlak, şevk-i mutlak ey azîz.

Aziz olma, Hz. Aziz u Cebbâr'a dayanmakla mümkündür. Evet, aczle O'nun kudreti, fakrla gınâsı celbe dilmelidir. Biz âciziz, kudret O'nun fakiriz, servet O'nun. Öyleyse şükür O'nadır. Dolayısıyla da bize düşen, küheylanlar gibi şevkle hizmete devam etmektir.'

Bu Sayfayı Sitenizde İktibas Edin

Sitenizde bu yazıya link vermek için aşağıdaki metni kopyalayıp, sitenizde yazı gövdesine yapıştırın.



Önizleme:

Ruhların Dirilişi
Cumartesi, 13 Mayıs 2006



Bu sayfayı ekle
Digg! Reddit! Del.icio.us! Google! Live! Facebook! StumbleUpon! Twitter!



Bu kategorideki eskiler: