İnsan İslâmî duygu ve düşünce itibariyle hayatta kaldığı müddetçe canlı olmaya ve canlı kalmaya gayret göstermelidir. Böylece potansiyel olarak gelişmeye müsait ve yaratılıştan getirdiği his, duygu ve lâtifelerini inkişaf ettirir; derken gün gelir, gider insanî kemâlâta ulaşır. Hatta ölürken dili zikirden ıslak olan insanın ötede de yükselmesini ifade eden hadislerden hareketle denilebilir ki, her yönüyle insanî kemalata ulaşma gayreti içinde iken ölen bir insan, yücelmesini, yükselmesini Berzah âleminde de devam ettirir.
Yalnız yeri gelmişken bir hakikata dikkatinizi çekmek istiyorum. İnsanın Berzah hayatının güzel olması ve orada güzel şeylerle karşılaşması ancak burada Berzah hayatını güzel görmesi, güzel düşünmesi ve güzel yorumlamasıyla mümkündür. Zira, insan Berzah'ta dünyadaki düşüncelerini yaşar. Bu açıdan dünya hayatında Berzah düşünceleri dar ve güdük olanlar, Berzah âlemini de öyle görür ve yaşarlar. Demek ki Berzah hayatı bir yönüyle insanın şuuraltının temsili gibi oluyor. Yalnız bunu dünyada iken hissetme ve anlatabilme ancak Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve O'nun çizgisinde hayatını sürdüren insanlara hastır. Bu çerçevede Allah Resûlü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) Berzah tasvirleri ile alâkalı hadislerini okuyanlar, bu gerçeği görebilir veya Üstad Bediüzzaman'ın Berzah'a ait beyanlarını tetkik ve ta'mik edebilenler aynı şeyleri müşahede edebilirler.
Sonuç olarak diyebiliriz ki; insan, fani olan şu dünya hayatını hizmet adına dolu dolu yaşamalı ki, hem dünyada hem de ukbada zirveleri tutabilsin.. tutabilsin ve Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem)'nün Cennet Ali'ye, Ammar'a, Selman'a müştaktır..' diye beyan buyurdukları, cennete müştak olmak değil cennetin kendisine müştak olduğu Ali'lerin, Selman'ların, Ammar'ların ufkuna ulaşabilsin.
Bu Sayfayı Sitenizde İktibas Edin